- Genetik nedenler: Tedavide en iyi yol preimplantasyon genetik tanıdır. Ancak hasta tüp bebek yöntemine başvurmak istemiyor ise gebelik sırasında amniosentez gibi tanısal yöntemlere başvurulmalıdır.
- Anatomik nedenler: Rahimde septum görülürse histeroskopi ile kesilmelidir. Rahim ağzında yetmezlik varsa gebeliğin 14. haftasından sonra dikiş konulmalıdır.
- Endokrinolojik nedenler: Hormonal bir bozukluk saptanması durumunda ona yönelik tedavi yapılmalıdır. Polikistik over sendromlu hastalarda ise radikal bir çözüm bulunmamaktadır. LH’nın GnRH analogları ile baskılanması sonucunda da düşük oranında önemli bir farklılık görülmemektedir.
- Antifosfolipid antikorlar veya lupus antikoagulan pozitifse heparin ve aspirin tedavisine başvurulmalıdır.
- Rahim ağzında enfeksiyon saptanması durumunda uygun antibiyotik tedavisine geçilmelidir.
- Trombofilik durumlarda tedavide heparin kullanılmalıdır.
- Over rezerv düşüklünün bir tedavisi yoktur.
- Sigara ve alkol kullanılmamalıdır.
Açıklanamayan TGK Tedavisinde Antikoagülan Uygulaması
Bütün araştırmalara karşın hastaların %50’sinde hiçbir neden saptanamaz. Bu hastalarda iki yol izlenebilir: Birincisi üç gebelik kaybından sonra %70 oranında doğuma kadar giden gebelik oluşabileceği göz önünde bulundurularak hastanın yeniden gebe kalmasının teşvik edilmesidir. İkinci yol ise hastanın tüp bebek uygulamasına alınması ve PGD yöntemi ile embryoların genetiğine bakılarak sadece normal embryoların rahim içerisine transfer edilmesidir. Ancak burada tartışılan sorunlar normal gebe kalabilen bir hastanın tüp bebek gibi zorlu ve stresli bir işleme tabi tutulması, hastanın gebe kalmasının garanti olmaması, gebe kalsa bile tekrar düşükle sonuçlanabilmesi ve işlemin ekonomik maliyetidir. Yapılan çalışmalarda tekrarlayan düşükleri olan hastalarda PGD uygulandığında devam eden gebelik oranının arttığı görülmüştür.
Açıklanamayan TGK’da aspirin ve/veya heparin ve türevlerinin kullanımı da sıklıkla gündeme gelmiştir. Bu düşüncenin altında iki neden yatar;
- Bazı çalışmalarda antifosfolipid sendromu (AFS) ile beraber görülen TGK olgulannda aspirin ve heparin ile antitrombotik tedavinin sonraki gebeliklerde canlı doğum olasılığını arttırdığını bildirilmesi,
- Kalıtsal trombofililer ile TGK arasında bir bağlantı olduğunu düşündüren bulgular olmasıdır.
Buna karşın AFS’da kötü obstetrik sonuçlara tromboz dışı faktörlerin neden olabildiği öne sürülmüştür. Ek olarak kalıtsal trombofili ile birlikte görülen TGK’da tromboprofilaksinin faydası kesin olarak kanıtlanmış değildir. Aspirinin düşük dozda kullanımının gebelikte güvenli kabul edilmesi fraksiyone olmayan heparinin ve düşük molekül ağırlıklı heparinin (DMAH) plasentayı geçmiyor olması, özellikle DMAH’in günde tek doz uygulanabilmesi ve yan etki profilinin fraksiyone olmayan heparine kıyasla daha iyi olması da bu uygulamanın yaygınlaşmasına neden olan faktörler olarak düşünülebilir.
Bir tedavinin etkinliğini değerlendirmek için en güvenilir yöntem iyi tasarlanmış ve yürütülmüş randomize kontrollü çalışmadır.
Mevcut verilerin edinsel veya kalıtsal trombofilisi olmayan kadınlarda gerek primer gerekse sekonder TGK olgularında aspirin, düşük molekül ağırlıklı heparin veya ikisinin kombinasyonundan oluşan farmakolojik tedavinin rutin kullanımının uygun olmadığı düşünülebilir.


